Makaleler


TAREKS Uygulamalarında Yeni Dönem: Güncel Mevzuat, Uygulama Esasları ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar


Hasan Ceylan - - 03 Şubat 2026

Özet

Türkiye’de ithalat aşamasında ürün güvenliği ve teknik mevzuata uygunluk denetimleri, Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda yürütülmekte olup, bu denetimlerin önemli bir bölümü Dış Ticarette Risk Esaslı Kontrol Sistemi (TAREKS) üzerinden gerçekleştirilmektedir. 2026 yılı itibarıyla yürürlüğe giren Ürün Güvenliği ve Denetimi (ÜGD) Tebliğleri, TAREKS uygulamalarında köklü bir dönüşümü beraberinde getirmiş; sistemin kapsamı, bağlayıcılığı ve uygulama esasları önemli ölçüde yeniden düzenlenmiştir. Bu çalışmada, 2026 yılı itibarıyla TAREKS’te başlayan yeni dönem uygulamaları, güncel mevzuat ve uygulama pratikleri çerçevesinde ele alınmaktadır. Makalede öncelikle TAREKS’in hukuki ve kurumsal çerçevesi ortaya konulmakta, ardından 2026 yılı ÜGD Tebliğleri ile getirilen temel değişiklikler analiz edilmektedir. Bu kapsamda, kapsam dışı sabit referans numarası uygulamasının kaldırılması, tüm ilgili GTİP’ler için TAREKS başvurusunun zorunlu hale getirilmesi, geçiş sürelerinin sınırlandırılması ve fiziki denetim süreçlerinin daha bağlayıcı bir yapıya kavuşturulması gibi düzenlemeler ayrıntılı olarak incelenmektedir. Çalışmada ayrıca, TAREKS başvurularında dikkat edilmesi gereken kritik hususlar ile ithalatçılar ve uygulayıcılar açısından ortaya çıkan riskler ve uyum stratejileri değerlendirilmektedir. Fiziki denetimlerde numune alma ve işaretleme kontrollerinin önem kazanması, yanlış veya eksik başvuruların firmanın risk profiline etkisi ve kurumsal uyum mekanizmalarının gerekliliği, makalede ayrıca yer verilen hususlardandır.

Anahtar Kelimeler

TAREKS, ithalat, denetim, ürün güvenliği.

1. Giriş

Küresel ticarette teknik düzenlemeler ve ürün güvenliği denetimleri, yalnızca tüketicinin korunması açısından değil, aynı zamanda adil rekabetin sağlanması ve sürdürülebilir dış ticaret politikalarının oluşturulması bakımından da büyük öneme sahiptir. Türkiye’de ithalat aşamasında gerçekleştirilen ürün güvenliği ve uygunluk denetimleri, Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda ve Türk Standartları Enstitüsü (TSE) denetimi kapsamında yürütülmekte olup, bu denetimlerin önemli bir bölümü Dış Ticarette Risk Esaslı Kontrol Sistemi (TAREKS) üzerinden elektronik ortamda gerçekleştirilmektedir.

TAREKS, ithalatta denetim süreçlerinin hızlandırılması, risk analizine dayalı bir kontrol mekanizmasının tesis edilmesi ve idari yüklerin azaltılması amacıyla geliştirilmiş temel bir uygulama aracı niteliğindedir.

2026 yılı itibarıyla yürürlüğe giren Ürün Güvenliği ve Denetimi (ÜGD) Tebliğleri ile birlikte, TAREKS uygulamalarında önemli yapısal ve uygulamaya dönük değişiklikler hayata geçirilmiştir. Özellikle önceki yıllarda yaygın şekilde kullanılan kapsam dışı sabit referans numarası uygulamasının kaldırılması, tüm ilgili GTİP’ler için TAREKS üzerinden başvuru yapılmasının zorunlu hale getirilmesi ve kapsam değerlendirmelerinin doğrudan sistem üzerinden yürütülmesi, söz konusu değişikliklerin en dikkat çekici unsurları arasında yer almaktadır. Bu yeni yaklaşım, ithalat işlemlerinde hem firmaların hem de uygulayıcı idarelerin sorumluluk alanlarını genişletmiş hatalı veya eksik başvuruların doğrudan ticari sonuçlar doğurmasına yol açmıştır.

Diğer taraftan, fiziki denetim süreçlerinde numune alma tutanağının düzenlenmesi ve firma temsilcisi tarafından imzalanmasının zorunlu hale getirilmesi, CE işaretine ilişkin denetimlerin daha ayrıntılı ve bağlayıcı bir çerçevede ele alınması ve üretim girdisi başvurularına yönelik belge yükümlülüklerinin artırılması, TAREKS’in yalnızca elektronik bir başvuru sistemi olmanın ötesinde, ürün güvenliği mevzuatının etkin uygulanmasını sağlayan bütüncül bir denetim aracı haline geldiğini göstermektedir.

Bu makalede, 2026 yılı itibarıyla Türkiye gümrük ve dış ticaret mevzuatı çerçevesinde TAREKS uygulamalarında başlayan yeni dönem, güncel ÜGD Tebliğleri ve uygulama rehberleri ışığında ele alınmaktadır. Çalışmada, mevzuat değişikliklerinin sistematiği ortaya konulmakta başvuru süreçlerinde dikkat edilmesi gereken temel hususlar, uygulamada karşılaşılan riskler ve ithalatçılar açısından uyum gereklilikleri ortaya konmaya çalışılmıştır.

2. TAREKS’in Hukuki ve Kurumsal Çerçevesi

Dış Ticarette Risk Esaslı Kontrol Sistemi (TAREKS), güvenlik, teknik mevzuata ve standartlara uygunluk ile kalite açısından tüketici ve üreticiyi korumak amacıyla gerçekleştirilen ithalat ve ihracat denetimlerinin risk esaslı olarak elektronik ortamda yapılmasına imkân veren temel idari mekanizmalardan biridir. TAREKS’in hukuki altyapısı, ürün güvenliği ve teknik düzenlemelere ilişkin ulusal mevzuat ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası yükümlülükler çerçevesinde şekillenmiş olup, sistemin işleyişi büyük ölçüde tebliğler kapsamında ikincil mevzuat düzenlemeleriyle belirlenmektedir.

TAREKS uygulamalarının temel hukuki dayanağını, 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu oluşturmaktadır. Anılan Kanun ile piyasaya arz edilen veya arz edilmesi amaçlanan ürünlerin güvenli olmasının sağlanması, teknik düzenlemelere uygunluk denetimlerinin etkin şekilde yürütülmesi ve kamu otoriteleri arasında koordinasyonun tesis edilmesi amaçlanmıştır.

Bu Kanun’a dayanılarak çıkarılan, 14/9/2022 tarihli ve 6038 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Teknik Düzenlemeler Rejimi Kararı ve 16/8/2023 tarihli ve 32281 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler Yönetmeliği, ithalat aşamasında yapılacak denetimlerin usul ve esaslarını belirleyen çerçeve düzenlemeler niteliğindedir.

Bu genel çerçeve, içerisinde, her yıl güncellenerek yürürlüğe giren Ürün Güvenliği ve Denetimi (ÜGD) Tebliğleri, TAREKS üzerinden gerçekleştirilen denetimlerin kapsamını ürün gruplarını, başvuru yöntemlerini ve sonuçlarını ayrıntılı şekilde düzenlemektedir. ÜGD Tebliğleri eklerinde yer alan GTİP listeleri aracılığıyla hangi ürünlerin ithalatta denetime tabi olduğu belirlenmekte, TAREKS başvurularının hangi usulle yapılacağı ve referans numaralarının gümrük idarelerine nasıl beyan edileceği hüküm altına alınmaktadır. Bu yönüyle TAREKS, ÜGD Tebliğlerinin fiilen uygulanmasını sağlayan dijital bir altyapı işlevi görmektedir.

Kurumsal açıdan bakıldığında, TAREKS’in yönetim ve koordinasyon yetkisi Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunmaktadır. Sistem üzerinden yapılan başvurular, ilgili ÜGD Tebliği kapsamında yetkilendirilmiş denetim birimleri tarafından değerlendirilmektedir.

Bu denetim birimleri arasında başta Türk Standartları Enstitüsü (TSE) olmak üzere, farklı ürün gruplarına göre yetkilendirilmiş kamu kurum ve kuruluşları yer almaktadır. TAREKS, bu kurumlar arasında veri paylaşımını ve eşgüdümü sağlayarak denetim süreçlerinin tek merkezden izlenmesine imkân tanımaktadır.

TAREKS’in kurumsal yapısının en önemli özelliklerinden biri, risk analizine dayalı bir denetim anlayışını esas almasıdır. Sistem, firmaların geçmiş başvuruları, ürün özellikleri, GTİP bazlı risk profilleri ve mevzuata uyum düzeyi gibi kriterleri dikkate alarak başvuruları otomatik olarak belge kontrolüne, fiziki denetime veya doğrudan sonuca yönlendirebilmektedir. Bu yaklaşım, hem idarenin denetim kapasitesinin etkin kullanılmasını hem de düşük riskli işlemlerin ticareti aksatmadan sonuçlandırılmasını amaçlamaktadır. Sonuç olarak, TAREKS’in hukuki ve kurumsal çerçevesi, ürün güvenliği mevzuatının dijitalleşmiş bir yansıması niteliğinde olup, ithalat denetimlerinin şeffaf, izlenebilir ve hesap verebilir bir şekilde yürütülmesini hedeflemektedir. 2026 yılı itibarıyla yapılan düzenlemelerle birlikte, bu çerçevenin daha bağlayıcı ve sistem merkezli bir yapıya kavuştuğu, ithalatçıların mevzuata uyum sorumluluğunun ise daha belirgin hale geldiği görülmektedir.

3. 2026 Yılı ÜGD Tebliğleri ile Getirilen Temel Değişiklikler

31.12.2025 tarih, 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak 2026 yılı itibarıyla yürürlüğe giren Ürün Güvenliği ve Denetimi (ÜGD) Tebliğleri, Türkiye’de ithalat aşamasında gerçekleştirilen ürün güvenliği denetimlerinde önemli bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Önceki yıllarda ağırlıklı olarak istisna ve muafiyet uygulamaları üzerinden şekillenen denetim yapısı, söz konusu düzenlemeler ile birlikte daha sistematik, merkezi ve TAREKS odaklı bir modele evrilmiştir. Bu değişiklikler hem mevzuat tekniği hem de uygulama pratiği bakımından ithalatçı firmalar açısından yeni yükümlülükler doğurmuştur.

2026 yılı ÜGD Tebliğlerinin en dikkat çekici yeniliklerinden biri, kapsam dışı sabit referans numarası uygulamasının kaldırılmasıdır. Önceki uygulamada, belirli GTİP’ler için kapsam dışı olduğu değerlendirilen ürünlerde sabit bir referans numarasının gümrük beyannamesine beyan edilmesi yeterli görülmek- teydi. Yeni Tebliğler ile birlikte bu uygulamaya son verilmiş; ÜGD Tebliğleri eklerinde yer alan tüm GTİP’ler için, ürünün kapsam içinde veya dışında olup olmadığına bakılmaksızın, değerlendirmelerin doğrudan TAREKS üzerinden yapılması zorunlu hale getirilmiştir. Böylece kapsam dışı değerlendirmeleri de sistematik bir denetim sürecine tabi tutulmuştur.

Bir diğer temel değişiklik, geçiş süresinin açık ve sınırlı bir şekilde tanımlanmasıdır. 2026 yılı düzenlemeleri uyarınca, yalnızca 1 Ocak 2026 tarihinden önce taşıma belgesi düzenlenmiş ürünler için sınırlı bir geçiş süresi öngörülmüş bu tarihten sonra düzenlenen taşıma belgelerine konu ürünlerde önceki yıl uygulamalarının devamına izin verilmemiştir. Bu durum, özellikle yıl sonu ve yıl başı dönemlerinde ithalat işlemleri planlayan firmalar açısından zamanlama ve belge düzeni konularını kritik hale getirmiştir.

ÜGD Tebliğleri ile getirilen bir diğer önemli yenilik, birden fazla Tebliğ eki listesinde yer alan GTİP’lere ilişkin uygulama esaslarının netleştirilmesidir. Buna göre, aynı GTİP’in birden fazla ÜGD Tebliği eki listesinde yer alması halinde, ürünün teknik mevzuat gereği fiilen hangi Tebliğ kapsamında denetime tabi olduğunun esas alınacağı açıkça düzenlenmiştir.

Bu çerçevede, ilgili Tebliğ uyarınca yapılan tek bir TAREKS başvurusu sonucunda alınan referans numarasının gümrük beyannamesinde beyan edilmesi yeterli kabul edilmiştir. Bu düzenleme, mükerrer başvuruların ve uygulamada yaşanan tereddütlerin azaltılmasını hedeflemektedir.

2026 yılı Tebliğleri ayrıca, fiziki denetim süreçlerini daha bağlayıcı hale getiren hükümler içermektedir. Fiziki denetimlerde numune alma tutanağının düzenlenmesi ve firma temsilcisi tarafından imzalanmasının zorunlu hale getirilmesi, denetim sürecine firmaların fiilen dahil olmasını sağlamış, imzadan imtina edilmesi halinde başvurunun doğrudan ret ile sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme, denetim süreçlerinde idari takdir alanını daraltırken, firmaların sorumluluğunu artırmıştır.

Bunun yanı sıra, üretim girdisi başvurularına ilişkin belge ve başvuru koşulları da 2026 yılı Tebliğleri ile ayrıntılı şekilde yeniden düzenlenmiştir. Kapasite raporu, sanayi sicil belgesi ve nihai ürünlere ilişkin teknik dokümantasyonun başvuru aşamasında sunulması zorunluluğu, üretim girdisi muafiyetinin daha sıkı kriterlere bağlandığını göstermektedir. Bu yaklaşım, üretim girdisi uygulamasının amacına uygun şekilde kullanılmasını sağlamayı hedeflemektedir.

Son olarak, 2026 yılı ÜGD Tebliğleri ile birlikte CE işareti ve teknik mevzuata uygunluk denetimleri daha ayrıntılı ve standartlaştırılmış bir çerçevede ele alınmıştır. CE işaretinin şekil, boyut, iliştirme yöntemi ve kalıcılığına ilişkin kuralların açıkça vurgulanması, fiziki denetimlerde bu hususların doğrudan ret veya koşullu kabul sebebi olarak değerlendirilmesine imkân tanımıştır. Bu durum, ithalatçı firmaların yalnızca belge düzeyinde değil, ürün üzerindeki işaretleme ve etiketleme uygulamalarında da mevzuata tam uyum sağlamasını zorunlu kılmıştır.

Genel olarak değerlendirildiğinde, 2026 yılı ÜGD Tebliğleri ile getirilen değişikliklerin, TAREKS’i istisnai bir kontrol mekanizması olmaktan çıkararak, ithalat denetimlerinin merkezine yerleştirdiği ürün güvenliği denetimlerinde daha disiplinli, izlenebilir ve bağlayıcı bir sistemin tesis edilmesini amaçladığı görülmektedir. Bu yeni yapı, ithalatçılar açısından mevzuat bilgisi, operasyonel hazırlık ve iç denetim süreçlerinin önemini büyük ölçüde artırmıştır.

4. Geçiş Süreleri ve Uygulamaya Etkileri

2026 yılı Ürün Güvenliği ve Denetimi (ÜGD) Tebliğleri ile birlikte TAREKS uygulamalarında benimsenen yeni yaklaşım, mevzuatın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doğrudan uygulanmak üzere kurgulanmış, önceki yıllarda yaygın şekilde başvurulan esnek geçiş mekanizmalarına büyük ölçüde son verilmiştir. Bu kapsamda, 2026 yılı düzenlemeleri, ithalat işlemlerinde geçiş sürecinin kapsamını ve sınırlarını açık ve sınırlı bir şekilde belirleyerek, uygulamada yaşanan belirsizliklerin azaltılmasını hedeflemiştir.

Yeni düzenlemelere göre, geçiş süresi yalnızca 1 Ocak 2026 tarihinden önce düzenlenmiş taşıma belgelerine konu eşya için öngörülmüştür. Konşimento, CMR, hava konşimentosu veya benzeri taşıma belgelerinin düzenlenme tarihi, geçiş süresinden yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde temel kriter olarak kabul edilmiştir.

Buna karşılık, taşıma belgesinin 1 Ocak 2026 tarihinden sonra düzenlenmiş olması halinde, eşya fiilen Türkiye gümrük bölgesine daha önce ulaşmış olsa dahi, yeni ÜGD Tebliğleri ve TAREKS uygulamaları eksiksiz şekilde uygulanmaktadır. Bu durum, geçiş süresinin fiili ithalat tarihine değil, belge düzenleme tarihine bağlandığını açıkça ortaya koymaktadır.

Geçiş süresinin sınırlı tutulması, özellikle yıl sonu–yıl başı dönemlerinde yapılan ithalat işlemleri bakımından önemli sonuçlar doğurmuştur. 2025 yılı sonunda düzenlenen taşıma belgelerine dayalı işlemlerde önceki yıl uygulamalarının sınırlı ölçüde devam edebilmesi mümkünken, 2026 yılı başından itibaren düzenlenen belgelerde kapsam dışı sabit referans numarası gibi önceki uygulamaların hiçbir şekilde kullanılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu çerçevede, firmaların sevkiyat planlaması, belge düzenleme süreçleri ve gümrükleme takvimlerini yeni mevzuata uygun şekilde revize etmeleri zorunlu hale gelmiştir.

Uygulama açısından geçiş sürecinin en önemli etkilerinden biri, TAREKS başvurularının ertelenemez hale gelmesidir. Önceki yıllarda, kapsam dışı olduğu düşünülen ürünlerde TAREKS başvurusu yapılmaksızın gümrük işlemlerinin tamamlanabilmesi mümkünken, 2026 yılı itibarıyla bu yaklaşım tamamen ortadan kalkmıştır. Geçiş süresinden yararlanan işlemler hariç olmak üzere, TAREKS referans numarası alınmadan gümrük beyannamesinin tescil edilmesi mümkün değildir. Bu durum, TAREKS’i fiilen ithalat sürecinin başlangıç noktası haline getirmiştir.

Geçiş süresinin sınırlı tutulması, uygulamada yorum farklılıklarının azaltılması açısından da önem taşımaktadır. Taşıma belgesi tarihi esas alınarak yapılan ayrım hem gümrük idareleri hem de denetim birimleri açısından objektif ve denetlenebilir bir kriter oluşturmuştur. Ancak bu durum, belge düzenleme tarihinin yanlış beyan edilmesi veya sonradan değiştirilmesi gibi uygulamaların ciddi idari yaptırımlara konu olabileceğini de beraberinde getirmektedir.

Sonuç olarak, 2026 yılı ÜGD Tebliğleri ile öngörülen geçiş süreci düzenlemeleri, ithalat işlemlerinde belirsizlikten ziyade öngörülebilirliği esas alan bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu yeni yapı, firmaların geçici çözümler yerine kalıcı mevzuat uyum stratejileri geliştirmelerini zorunlu kılmakta, TAREKS uygulamalarının istisnai değil, sürekli ve bağlayıcı bir sistem olarak kabul edilmesini gerektirmektedir. Geçiş süresinin uygulamaya etkileri, ithalatçıların operasyonel süreçlerinde planlama, belge yönetimi ve mevzuat takibinin önemini belirgin şekilde artırmıştır.

5. Fiziki Denetim Süreçlerinde Yeni Yaklaşım

2026 yılı Ürün Güvenliği ve Denetimi (ÜGD) Tebliğleri ile birlikte, TAREKS kapsamında yürütülen fiziki denetim süreçlerinde daha disiplinli, bağlayıcı ve şeffaf bir denetim anlayışı benimsenmiştir.  Önceki uygulamalarda risk analizine bağlı olarak gerçekleştirilen fiziki denetimler, büyük ölçüde belge kontrolü ile sınırlı kalabilmekteyken, yeni dönemde fiziki denetimlerin kapsamı genişletilmiş ve usul kuralları ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.

Bu yaklaşım, ürün güvenliği denetimlerinin yalnızca teorik uygunluk üzerinden değil, ürünün fiili özellikleri üzerinden değerlendirilmesini esas almaktadır.

Yeni dönemin en dikkat çekici düzenlemelerinden biri, numune alma sürecinin standardize edilmesi ve tutanak altına alınmasının zorunlu hale getirilmesidir. Fiziki denetime yönlendirilen başvurularda, denetime konu üründen numune alınması halinde, numune alma işlemi mutlaka bir tutanakla kayıt altına alınmakta ve bu tutanağın firma temsilcisi tarafından imzalanması gerekmektedir. Firma temsilcisinin tutanağı imzalamaktan imtina etmesi durumunda, başvurunun doğrudan ret ile sonuçlandırılacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme, denetim sürecinde firmaların pasif kalmasının önüne geçmeyi ve idari işlemlerin hukuki güvenliğini artırmayı amaçlamaktadır.

Fiziki denetimlerde yeni dönemin bir diğer önemli unsuru, ürün üzerindeki işaretleme ve etiketleme kontrollerinin kapsamının genişletilmesidir. Özellikle CE işaretine tabi ürünlerde, işaretin yalnızca varlığı değil mevzuatta öngörülen şekil, boyut, görünürlük, silinmezlik ve ürünle olan ilişkisinin de denetim konusu haline getirilmesi, fiziki denetimlerin teknik derinliğini artırmıştır. Bu kapsamda, CE işaretinin mevzuata aykırı şekilde iliştirilmesi, eksik veya yanıltıcı etiketleme yapılması, fiziki denetim sonucunda ret veya koşullu kabul kararlarına doğrudan etki edebilmektedir.2

Yeni yaklaşım çerçevesinde, fiziki denetim sonuçları daha net ve sınıflandırılmış bir yapıya kavuşturulmuştur. TAREKS üzerinden yürütülen denetimler sonucunda, başvurular kabul, koşullu kabul, ret veya uyarı gibi sonuçlarla neticelendirilebilmektedir. Özellikle koşullu kabul uygulaması, belirli eksikliklerin giderilmesi şartıyla ithalatın tamamlanmasına imkân tanırken, bu şartların yerine getirilmemesi halinde yaptırımların devreye girmesine olanak sağlamaktadır. Bu durum, fiziki denetim sonuçlarının yalnızca anlık değil, izleyen süreçleri de etkileyen bir niteliğe sahip olduğunu göstermektedir.

Fiziki denetim süreçlerinde dikkat çeken bir diğer yenilik, TAREKS üzerinden yapılan beyanlar ile fiili durum arasındaki uyumun titizlikle denetlenmesidir. Ürünün teknik özellikleri, kullanım amacı, sınıflandırması ve kapsam durumu gibi unsurlar, sistemde yapılan beyanlarla karşılaştırılmakta, beyan ile fiili durum arasında uyumsuzluk tespit edilmesi halinde başvuru olumsuz sonuçlandırılabilmektedir. Bu yaklaşım, yanlış veya eksik beyanların idari yaptırımlara konu olma riskini artırmış; ithalatçıların başvuru süreçlerinde teknik doğruluğu esas almalarını zorunlu kılmıştır.

2026 yılı itibarıyla benimsenen yeni fiziki denetim yaklaşımı, TAREKS’i yalnızca elektronik bir başvuru platformu olmaktan çıkararak, fiili ürün denetiminin merkezine yerleştiren bir yapıya dönüştürmüştür. Bu dönüşüm, ithalatçı firmalar açısından ürün tasarımından etiketlemeye, teknik dosya hazırlığından saha denetimine kadar uzanan geniş bir uyum sorumluluğunu beraberinde getirmekte ürün güvenliği denetimlerinin uygulamadaki ağırlığını belirgin şekilde artırmaktadır.

6. TAREKS Başvurularında Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Hususlar

2026 yılı itibarıyla TAREKS’in ithalat denetimlerinin merkezine yerleştirilmesi, başvuru süreçlerinde yapılacak hata ve eksikliklerin doğrudan ticari ve idari sonuçlar doğurmasına neden olmuştur. Bu çerçevede, TAREKS başvuruları artık şekli bir işlem olmaktan çıkmış, ürünün teknik özellikleri, mevzuat kapsamı ve fiili durumu ile birebir örtüşmesi gereken, yüksek düzeyde dikkat ve teknik bilgi gerektiren bir sürece dönüşmüştür. Yeni dönemde, ithalatçıların ve yetkilendirilmiş temsilcilerin belirli kritik hususlara azami özen göstermesi zorunlu hale gelmiştir. Dikkat edilmesi gereken hususlar kısaca şunlardır:

•  GTİP Tespiti: TAREKS başvurularında dikkat edilmesi gereken en temel unsur, doğru GTİP tespitidir. Yanlış veya eksik GTİP beyanı, yalnızca gümrük mevzuatı açısından değil, aynı zamanda ürünün hangi ÜGD Tebliği kapsamında denetime tabi olacağının belirlenmesi bakımından da ciddi sonuçlar doğurmaktadır. GTİP’in hatalı belirlenmesi, yanlış Tebliğ kapsamında başvuru yapılmasına, dolayısıyla başvurunun ret ile sonuçlanmasına veya mükerrer başvuru zorunluluğuna yol açabilmektedir. Bu nedenle, GTİP tespitinin teknik özellikler ve kullanım amacı dikkate alınarak yapılması büyük önem taşımaktadır.

•  Kapsam Beyanı: Başvuru sürecinde kritik bir diğer husus, kapsam beyanının doğru ve gerekçeli şekilde

yapılmasıdır. 2026 yılı itibarıyla kapsam dışı iddialarının otomatik kabul edilmediği dikkate alındığında, ürünün neden ilgili teknik düzenleme kapsamında yer almadığının teknik ve mevzuata dayalı şekilde açıklanması gerekmektedir. “Teknik analize ihtiyaç duyulan ürün” seçeneğinin kullanıldığı başvurularda, ürünün teknik özelliklerini ortaya koyan kataloglar, teknik çizimler ve açıklayıcı belgelerin sisteme eksiksiz şekilde yüklenmesi, başvurunun sağlıklı değerlendirilmesi açısından belirleyici olmaktadır.

•  Belge Yükleme Süreci: TAREKS başvurularının en hassas aşamalarından birini oluşturmaktadır. ÜGD Tebliğleri ve uygulama rehberleri uyarınca istenen belgelerin eksik, hatalı veya güncel olmayan şekilde sisteme yüklenmesi, başvurunun olumsuz sonuçlanmasına neden olabilmektedir.

Özellikle uygunluk beyanları, test raporları, sertifikalar ve teknik dosya özetlerinin, ürün ile birebir uyumlu ve geçerlilik süresi içinde olması gerekmektedir. Belge isimlendirmeleri ve içeriklerinin, başvuruda beyan edilen bilgilerle tutarlı olması da uygulamada önem arz etmektedir.

•  Özel Şartlar: TAREKS başvurularında sıklıkla göz ardı edilen ancak yeni dönemde önemi artan bir diğer konu, üretim girdisi başvurularına ilişkin özel şartlardır. Üretim girdisi kapsamında yapılan başvurularda, ithal edilen ürünün gerçekten üretim sürecinde kullanılacağına ilişkin kapasite raporu, sanayi sicil belgesi ve nihai ürün bilgileri gibi belgelerin sisteme yüklenmesi zorunludur.

Bu belgelerin eksik veya tutarsız olması halinde, başvurunun reddi yanında, üretim girdisi istisnasının kötüye kullanıldığı yönünde değerlendirme yapılması da söz konusu olabilmektedir.

•  Beyan-Fiili Durum Uyumu: Başvuru sürecinde dikkat edilmesi gereken bir diğer kritik husus, başvuru bilgilerinin fiili durumla uyumudur. TAREKS üzerinden yapılan beyanların, fiziki denetim aşamasında ürünün gerçek özellikleriyle karşılaştırıldığı dikkate alındığında, başvuru sırasında yapılan her beyanın denetlenebilir olduğu unutulmamalıdır.

Ürünün kullanım amacı, teknik özellikleri, etiketleme bilgileri veya işaretleme durumu gibi hususlarda gerçeğe aykırı veya eksik beyanlarda bulunulması, yalnızca ilgili başvurunun değil, firmanın risk profilinin de olumsuz etkilenmesine yol açabilmektedir.

•  Hizmet Bedeli: Son olarak, TAREKS hizmet bedellerinin doğru şekilde beyan edilmesi de başvuruların sağlıklı sonuçlanması açısından önem taşımaktadır. Hizmet bedellerinin gümrük beyannamesine eksik veya hatalı yansıtılması, başvurunun tamamlanmasını geciktirebileceği gibi, idari yaptırımlara da konu olabilmektedir. Bu nedenle, TAREKS başvurusuna ilişkin mali yükümlülüklerin mevzuata uygun şekilde yerine getirilmesi gerekmekte olup, KDV’siz olarak düzenlenen TAREKS hizmet faturaları gümrük beyannamesinin 44 no.lu hanesinde “Tareks Başvuru Bedeli” beyanı ile yurt içi giderlere eklenerek ithal eşyasının KDV matrahına dahil edilmelidir.

Genel olarak değerlendirildiğinde, 2026 yılı itibarıyla TAREKS başvurularında dikkat edilmesi gereken kritik hususlar, ithalatçıların teknik mevzuat bilgisi ile operasyonel süreçleri bütüncül bir şekilde ele almasını zorunlu kılmaktadır. Başvuru süreçlerinin doğru yönetilmesi, yalnızca işlemlerin hızlanmasını değil, aynı zamanda firmaların mevzuata uyum düzeyinin sürdürülebilirliğini de doğrudan etkilemektedir.

7. İthalatçılar ve Uygulayıcılar Açısından Riskler ve Uyum Stratejileri

2026 yılı itibarıyla TAREKS uygulamalarının kapsamının genişletilmesi ve bağlayıcılığının artırılması, ithalatçı firmalar ve uygulayıcılar açısından hem hukuki hem de operasyonel risklerin görünürlüğünü artırmıştır. Yeni dönemde TAREKS, yalnızca ithalat işlemlerinin bir aşaması olmaktan çıkarak, firmaların teknik mevzuata uyum düzeyini ölçen ve izleyen temel bir kontrol mekanizmasına dönüşmüştür. Bu durum, hatalı uygulamaların sistematik riskler oluşturmasına ve mükerrer sonuçlar doğurmasına zemin hazırlamaktadır. TAREKS ile ilgili karşılaşılabilecek bazı risklere aşağıda başlıklar halinde yer verilmiştir.

•  Yanlış veya Eksik TAREKS Başvuruları: Yanlış GTİP seçimi, hatalı kapsam beyanı, eksik belge yüklenmesi veya teknik mevzuatın yanlış yorumlanması gibi durumlar, başvurunun ret ile sonuçlanmasına yol açabilmektedir. Bununla birlikte, bu tür hataların tekrarlanması halinde, firmanın TAREKS risk profilinin olumsuz yönde etkilenmesi ve ilerleyen başvuruların daha sık fiziki denetime yönlendirilmesi söz konusu olabilmektedir. Bu durum, ithalat süreçlerinde gecikmelere ve ek maliyetlere neden olmaktadır.

•  CE İşareti ve Teknik Uygunluk Konusundaki Eksiklikler: CE işaretinin mevzuata aykırı şekilde iliştirilmesi, uygunluk değerlendirme belgelerinin eksik veya geçersiz olması ya da teknik dosya içeriklerinin yetersizliği, yalnızca ilgili başvurunun olumsuz sonuçlanmasına değil, aynı zamanda sonraki işlemler açısından da idari yaptırım risklerinin artmasına yol açabilmektedir. Bu bağlamda, ithalatçıların tedarikçi kaynaklı teknik eksiklikleri kendi sorumluluk alanları dışında görmeleri mümkün değildir.

•  Mevzuatın Doğru ve Yeknesak Uygulanması: TAREKS’in teknik değerlendirmeye dayalı yapısı, uygulayıcıların teknik mevzuat bilgisi ve yorum yetkinliğini ön plana çıkarmaktadır.

Farklı denetim birimleri veya uygulayıcılar arasında ortaya çıkabilecek yorum farklılıkları, uygulamada öngörülebilirliği zedeleyebilmektedir. Bu nedenle, uygulayıcılar açısından rehber dokümanların güncel tutulması ve kurumsal iç eğitimlerin sürekliliği önem arz etmektedir.

•  Kurumsal Uyum: Yeni dönemde risklerin etkin şekilde yönetilebilmesi için, ithalatçı firmaların kurumsal uyum stratejileri geliştirmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu kapsamda, firmaların ithalat öncesinde teknik mevzuat analizini sistematik şekilde yapmaları, ürünlerin hangi teknik düzenlemelere tabi olduğunu net biçimde belirlemeleri ve TAREKS başvurularını bu analizler doğrultusunda hazırlamaları gerekmektedir. Teknik dosya, uygunluk beyanı ve etiketleme kontrollerinin ithalat öncesi aşamada tamamlanması, olası ret ve gecikme risklerini önemli ölçüde azaltmaktadır.

•  İç Kontrol: Firmalar bünyesinde TAREKS ve ürün güvenliği mevzuatına ilişkin iç kontrol mekanizmalarının oluşturulması, sürdürülebilir uyum açısından kritik öneme sahiptir. GTİP tespiti, belge yükleme ve kapsam beyanı gibi süreçlerin belirli bir onay ve kontrol zincirine bağlanması, bireysel hatalardan kaynaklanan riskleri minimize etmektedir. Bu süreçlerin yazılı prosedürler ve güncel kontrol listeleri ile desteklenmesi, mevzuat değişikliklerine hızlı uyum sağlanmasına katkı sunmaktadır.

8. Sonuç

2026 yılı itibarıyla yürürlüğe giren Ürün Güvenliği ve Denetimi Tebliğleri ve bu Tebliğler doğrultusunda yeniden şekillenen TAREKS uygulamaları, Türkiye’de ithalat aşamasındaki ürün güvenliği denetimlerinde niteliksel bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Önceki yıllarda istisnai ve büyük ölçüde belgeye dayalı olarak yürütülen denetim anlayışı, yeni dönemde sistematik, merkezi ve teknik değerlendirmeyi esas alan bir yapıya evrilmiştir. Bu dönüşüm, TAREKS’i ithalat süreçlerinin tamamını etkileyen temel bir denetim mekanizması haline getirmiştir.

Yeni düzenlemelerle birlikte, kapsam dışı sabit referans numarası uygulamasının kaldırılması, tüm ilgili GTİP’ler için TAREKS başvurusunun zorunlu hale getirilmesi ve kapsam değerlendirmelerinin sistem üzerinden yapılması, denetim süreçlerinde şeffaflığı ve izlenebilirliği artırmıştır. Bununla birlikte, geçiş sürelerinin sınırlı tutulması ve uygulama esaslarının açık şekilde tanımlanması, ithalat işlemlerinde belirsizlik alanlarını daraltmış, firmaların geçici çözümler yerine kalıcı mevzuat uyum stratejileri geliştirmelerini zorunlu kılmıştır.

Fiziki denetim süreçlerinde benimsenen yeni yaklaşım, TAREKS’in yalnızca elektronik bir başvuru platformu olmadığını, fiili ürün denetiminin merkezinde yer alan bağlayıcı bir araç olduğunu ortaya koymuştur. Numune alma tutanaklarının zorunlu hale getirilmesi ve fiziki denetim sonuçlarının daha net sınıflandırılması, ithalatçıların ürün güvenliği sorumluluğunu fiilen üstlenmesini sağlayan düzenlemeler olarak öne çıkmaktadır.

Bu yeni yapı içerisinde, ithalatçılar açısından en önemli husus, TAREKS başvurularının teknik doğruluk ve mevzuata uyum temelinde hazırlanmasıdır. Yanlış veya eksik başvuruların yalnızca ilgili işlemle sınırlı kalmayan, firmanın genel risk profilini etkileyen sonuçlar doğurması, TAREKS’in önemini daha da artırmıştır.

Bu bağlamda, firmaların teknik mevzuat bilgisi, belge yönetimi ve iç kontrol mekanizmalarını güçlendirmesi, sürdürülebilir uyumun temel unsuru haline gelmiştir. Genel bir değerlendirme yapıldığında, 2026 yılı itibarıyla TAREKS uygulamalarında başlatılan yeni dönemin, ürün güvenliği denetimlerini uluslararası standartlara daha yakın, öngörülebilir ve etkin bir yapıya kavuşturmayı hedeflediği görülmektedir.

Bu süreç, kısa vadede ithalatçılar ve uygulayıcılar açısından uyum maliyetlerini artırıyor gibi görünse de orta ve uzun vadede mevzuata uyumun kurumsallaşmasına ve dış ticaret işlemlerinin daha sağlıklı bir zeminde yürütülmesine katkı sunmaktadır.

Kaynakça

  • 4458 sayılı Gümrük Kanunu (04.11.1999 tarih ve 23866 sayılı R.G.)
  • Gümrük Yönetmeliği (07.10.2009 tarih ve 27369 sayılı R.G.)
  • 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu (12.03.2020 tarih ve 31066 sayılı R.G.)
  • Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler Yönetmeliği (18.08.2023 tarih ve 32281 sayılı R.G.)
  • CE İşareti Yönetmeliği (27.05.2021 tarih ve 31493 sayılı R.G.)
  • Teknik Düzenlemeler Rejimi Kararının Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar (Karar Sayısı: 6038) (15.09.2022 tarih ve 31954 sayılı R.G.)
  • 31.12.2025 tarih ve 33124 sayılı 4. Mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan Ürün Güvenliği ve Denetimi Tebliğleri
  • İthalatta Standartlara Uygunluk Denetimi Rehberi Uygulama Esaslarına İlişkin El Kitabı (www.ticaret.gov.tr)

Yazar: Hasan Ceylan

Kaynak: Lebib Yalkın Aylık Mevzuat Dergisi Şubat 2026

× Popup Görseli

E-Bültenimizi İnceleyin